Spor Toto Süper Lig’in 23. haftasında Beşiktaş ile Fenerbahçe Vodafone Park’ta karşı karşıya geldi. Ligin ilk yarısında gösterdiği mücadeleyle zirve yarışından uzak kalan Beşiktaş 2. yarıda oynadığı 5 maçta 13 puan topladı ve yeniden yarışa ortak olma hesapları yaparak karşılaşmaya çıktı. Fenerbahçe ise belkide tarihinin en kötü sezonlarından birisini geçiriyor. Son olarak da Avrupa Ligi’nde Zenit’e elenen sarı lacivertliler geçirdiği bu kabus gibi sezon da bir derbi galibiyetinin çok şey demek olduğunun farkında olan Fenerbahçe bu maça hem alt sıralardan kurtulmak hem de taraftarla barışmak için önemli bir dönüm noktası olarak görüyordu.

Maçın kağıt üzerinde favorisi hiç şüphesiz Beşiktaş’tı fakat üzerindeki kara bulutları dağıtmak isteyen bir Fenerbahçe’nin ne derece tehlikeli olduğu da herkes tarafından ön görülmekteydi. Geçen hafta amatör bir şekilde sarı kart görüp cezalı duruma düşen Adem Ljajic’in eksikliği bütün Beşiktaşlılar’ın, özellikle de Şenol Güneş’in kafasındaki en büyük soru işaretiydi. Kagawa’nın yeteneğinden kimsenin şüphesi yoktu fakat maç eksiği düşünüldüğünde performansı herkes için soru işaretiydi. Fenerbahçe’de ise yeni transferlerin takıma adaptasyonu nasıl olacak? Tolgay Arslan Rusya’da 2. yarı ortaya koyduğu futbolu maçın geneline yayabilecek mi? Ersun Yanal nasıl bir orta saha kurgusuyla sahaya çıkacak? Hepsi birer merak konusuydu.

Beşiktaş kadro seçiminde pek de fazla sürprize imza atmadı ve sol önde Caner’in değil de Güven’in oynaması dışında beklenen bir 11 ile sahaya çıktı. Fenerbahçe cephesinde ise Zenit maçında olumlu bir profil çizen Tolgay Arslan’ın forma giyeceği aşağı yukarı tahmin edilse de Ersun Yanal’ın orta sahada forma vereceği 3. kişinin kim olacağı merak konusuydu. Tercihini yeni transfer Zajc’tan yana kullanan Ersun Yanal çift 8 numara ile maça başladı.

Maçı hikayesine geçecek olursak sahada iki takım adına da oynanan iki farklı yarı vardı. İlk yarıda Beşiktaş; topu ayağında tuttu, rakibe sürekli önde baskı yaptı, fiziksel üstünlük kurdu ve rakibin bireysel hatalarıyla goller buldu. İkinci yarıda ise olayların bire bir tersi yaşandı ve maç 3-3 gibi tahmin edilmesi zor bir skorla sona erdi.

Maçı genel olarak değerlendirirken ilk yarıda ve ikinci yarıda maça çok büyük etki etmiş, belkide sahada oynayan diğer 10 takım arkdaşının performansını aşağıya veya yukarıya çeken futbolculardan bahsetmek istiyorum.

Gökhan Gönül – Victor Moses

Ersun yanal maç öncesi hesap yaparken muhtemelen Moses’ın hızı ve tekniğiyle Beşiktaş sağ kanadına tehlike oluşturacağını ve Gökhan Gönül’ü fazla ileri çıkarmayacağını düşünmüş olacak ki sağda Dirar-İsla gibi defansif olarak pek hata yapmayacak ama ofansif olarak da pek katkı veremeyecek iki oyuncu kullanıp sağa Moses’ı çekmiş, fakat burda hesaba katılmayan şey Moses’ın ani preslerde top kaybetme oranının çok yüksek olması ve Gökhan Gönül’ün kontra futbolunda çok hızlı oyun kurabilmesi. Attığı gol ve yaptırdığı penaltı pozisyonunu bir kenara bırakıldığında da Gökhan Gönül bugün bize Moses’ı oyuna hiç dahil etmiyip, dahil olduğu zamanlarda da top kayıplarına sürükleyerek bir sağ bekten neler beklenmesi gerektiğini gösterdi. Victor Moses’ın sol kenarda oynamasının ne kadar yanlış olduğunu oyuna girdikten sonra Valbuena ve Ayew’in kendileri markajda olsa dahi bekleri oyunun içine katma özelliklerine bakarak anlayabilirsiniz. Moses açık alanda iyi dribbling yapabilen zaman zaman sürpriz şutlarla sürpriz goller atabilen bir futbolcu fakat asla takımını ileri çıkarıp al verlerle çizgiye inebilen yada içeri katedip gol pası atabilen bir futbolcu değil. Ersun Yanal bunu maçtan önce öngörmüş olsa farklı bir maç izleyebilirdik.

Jeremain Lens – Valbuena

Lens Beşiktaş’a geldiği günden itibaren Fenerbahçe’de geçirdiği sezonun ekmeğini yemeye devam ediyor. Şenol Güneş’in Türkiye’de oynattığı futbola uzaktan yakından alakası olmayan özellikler taşıyan Hollandalı, oynadığı her maçta hem kendini hem de Beşiktaş taraftarını hırpalamaya devam ediyor. Pratik olarak tam olarak istediği oyun mantığını bürünen ikinci yarıda dahi vasatı aşamayarak yine bizleri şaşırtmadı ve vasatı aşamadı. Şenol Güneş’in belkide maç özelinde yapmış olduğu hata Caner – Güven ve Lens – Quaresma değişikliklerini ikinci yarının hemen başında değil de golleri yedikten sonra yapmasıydı. Güven ve Lens ile geniş alanlar bulup bunları değerlendirebileceğini düşündü fakat fiziksel olarak 2. yarının genelinde diri kalan Fenerbahçe, her ne şartta olursa olsun rakibinize saygı duymanız gerektiğini bizlere gösterdi. İlerde çok fazla top kaybeden Moses’ın yerine Ayew’i almak mantıklıydı fakat İsla’nın yerine Valbuena’yı almak, alınması gereken büyük bir riskti ve Ersun Yanal bu riski aldı. Dirar mükemmel bir ikinci yarı çıkarmadı aslında, Valbuena’nın boşalttığı sağ kanadı ortalama bir bek performansıyla doldurdu. Beşiktaş’ın ileride top tutamaması ve geriden oyun kurma konusunda beceriksiz stoperleri Fenerbahçe’nin iştahını daha da arttırdı. Ard arda gelen gollerle skoru dengeleyen Fenerbahçe tam bu maçı aldık dediği anda pozisyonlar vermeye başladı, üstelik bir çok kişi tarafından maçın yıldızı yapılan Nabil Dirar’ın kanadından. Burak Yılmaz’ın kafası direğe takılmasa yada son dakika Karius ön direkte o kafa vuruşunu çıkaramasa her şey farklı olabilirdi. Belki moral motivasyon olarak Fenerbahçe istediğini alsa da puan olarak iki takım da istediğini alamadı

Futbolda Momentum ve Konsantrasyon adlı yazımda bu maçta bir örneğini gördüğümüz 2 yada daha farklı skorla geriye düşen ekiplerin daha sonra 2 yada daha fazla gol bulması konusuna değinmiştim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here